Yeni Dünya Vatandaşlığı Bitcoin ile Mümkün mü?
March 29th, 2025

2025 yılının Mart ayında Türkiye, demokrasinin en derin krizlerinden biriyle yüzleşti. 19 Mart’ta başlayan süreç, birçok kişi için bir dönüm noktasıydı. Bu tarih, sadece bir siyasi operasyonun başlangıcı değil, aynı zamanda özgürlük, hukuk ve kamu vicdanının ağır darbe aldığı bir dönemin ilanıydı.

O günlerden bu yana hep birlikte izledik: Üniversite öğrencileri sokaklarda sürüklendi. Ülkenin gençleri soğuk betonlarda ters kelepçeyle saatlerce bekletildi. Kadınlar, genç kızlar bir grup polis tarafından topluca dayak ve tekme yediler. Gözaltına alınanların kimisi konuşamayacak kadar yorgundu, kimisi ellerini hareket ettiremeyecek kadar uzun süre kelepçeliydi. Gördüklerimiz yalnızca bireysel hak ihlalleri değildi. Bu, bütün bir toplumun bastırılma girişimiydi.

Halkın haber alma hakkı da saldırı altındaydı. Ana akım medya, yaşananları ya görmezden geldi ya da çarpıttı. Sanki ülkenin dört bir yanında protestolar yokmuş gibi davrandı. RTÜK, bu protestoları yayınlayan televizyon kanallarına ağır cezalar verdi. Düşünce ve ifade özgürlüğü, devletin resmi sansür aygıtları tarafından hedef alındı.

Yönetmen İlker Canikligil, tutuklu yargılandı. Bu, açıkça bir gözdağıydı. Fatih Altaylı gibi gazetecilere ait YouTube kanallarına hukuksuz biçimde “lisans alma zorunluluğu” getirildi. Ki kanunda böyle bir ifade açıkça olmamasına rağmen… Gazetecilerin görevini yapması, iktidarın gözünde artık bir suçtu.

Bu baskılar yalnızca politik düzlemde kalmadı. Boykot çağrısı yapan siyasi liderlerin arkasından organize edilen “karşı kampanyalar”, kamuoyunun manipüle edilmesi için özel olarak kurgulandı. Espresso Lab gibi markalara örtülü reklam yapıldı.

Ve toplum artık adaleti sosyal medyada arıyor. Çünkü mahkemeler, kurumlar ve denetim mekanizmaları güvenilirliğini yitirmiş durumda. Hukuk artık bir araç değil, bir silah. İktidarın istediği kişiye karşı kullanılıyor, istemediği kişiye işlemiyor.

Peki böyle bir ortamda hala umut var mı? İşte tam da burada, alternatif yapılar üzerine düşünmek gerekiyor. İşte burada Bitcoin devreye giriyor.

Bitcoin Neydi, Ne Değildi?

Bitcoin, 2008 küresel krizinden sonra bir cevap olarak ortaya çıktı. Bankaların sorumsuzca bastığı para, insanların birikimlerini erittiğinde, merkezi otoritelere olan güven ciddi biçimde sarsıldı. Bitcoin, bu güven krizine teknolojik bir yanıt verdi.

Satoshi Nakamoto’nun yayınladığı “whitepaper”, yalnızca bir kripto para biriminin teknik açıklaması değildi. Aynı zamanda yeni bir ekonomik ve sosyal düzenin manifestosuydu. Bitcoin, merkezsizdi. Hiçbir devlet, kurum ya da birey tarafından kontrol edilemezdi. Arzı sınırlıydı, enflasyon yaratamazdı. Şeffaftı, tüm işlemler herkesin gözü önündeydi. Katılımcıydı, fikir birliğiyle çalışıyordu.

Bugün Türkiye’de yaşanan baskıcı yönetim anlayışıyla Bitcoin’in temsil ettiği model arasında tam bir zıtlık var. Bir yanda hukukun siyasete bağımlı hale geldiği bir düzen, diğer yanda algoritmalarla ve fikir birliğiyle yönetilen bir protokol…

Demokrasi = Fikir Birliği (Social Consensus)

Bitcoin'in temelinde demokrasiye çok benzeyen bir yapı yatıyor: fikir birliği (social consensus). Kararlar tepeden inmiyor. Ağa katılan herkes söz sahibi. Tıpkı bir halkın kendi anayasasını yazması gibi. Tıpkı gençlerin sokakta "biz de varız" demesi gibi.

Yeni Dünya Vatandaşlığı: Bir Hayal mi, Alternatif Bir Sistem mi?

Doğduğumuz yer mi belirliyor kimliğimizi, yoksa seçtiğimiz değerler mi? Bir pasaport taşımak mı vatandaşlık anlamına geliyor, yoksa bir topluluğa aidiyet duymak mı? Devletler, sınırlar, bayraklar… Gerçekten hâlâ bu kadar merkezi mi hayatlarımızın? Peki ya artık kimliğimizi bir zincire, yani “blockchain”e yazdırabiliyorsak? O zaman devleti değil, kodu mu esas almalıyız?

Giderek dijitalleşen dünyada, ulus-devletin rolü çözülmeye başlıyor. Siyasi, ekonomik ve sosyal iktidar yapılarının sorgulandığı bir çağda, Bitcoin gibi merkeziyetsiz sistemler yalnızca teknik bir çözüm değil; aynı zamanda politik bir alternatif sunuyor. Çünkü bu sistemler, kimliğimizi yeniden tanımlamamıza izin veriyor. Bürokrasiye, sınıfsal ayrıcalıklara ya da doğuştan gelen vatandaşlık avantajlarına ihtiyaç duymadan. Ama bu ne kadar mümkün? Ve daha önemlisi, ne kadar sürdürülebilir?

Topluluklar: Herkesin Bir Görevi Olduğu Bir Sistem

Bu yeni düzende vatandaşlık, sınır çizilmiş topraklarda değil, dijital topluluklarda kazanılıyor. Aidiyet, gönüllülük esasına dayanıyor. Bir ülkenin “nüfusuna” katılmak için tek yapman gereken, katkı sunmak: kod yazmak, eğitim vermek, içerik üretmek, sistemin güvenliğini sağlamak ya da fikir geliştirmek. Hiyerarşi yok, rütbe yok, yalnızca katkıya göre tanınan roller var. Herkes bir şekilde kamu görevlisi aslında. Kimse dışlanmıyor ama kimseye ayrıcalık da tanınmıyor. Bu sistemde vatandaş olmak, aktif bir sorumluluk almak demek. Pasif yurttaş modeli tarihe karışıyor.

Yönetişim: Kodun Üstünde Akıl Var mı?

Kararlar topluluk oylamalarıyla alınıyor. Herkesin söz hakkı var ama bu hak, salt eşitlik üzerinden değil; geçmiş katkı, bilgi düzeyi ve etki gücü gibi metriklerle dengeleniyor. Kod açık, sistem şeffaf, ama her şeffaflık aynı zamanda güvenli kararlar alınacağı anlamına gelmiyor. Seçimler, belirli protokollerle ilerliyor. Temsilciler dönemsel olarak görev alıyor, yetkiler sınırlı. Ama şu soru hâlâ ortada: Oy kullanmak, bir sistemi yönetmeye yeterli mi? Yoksa yönetişim, yalnızca bir “ritüel”e mi dönüşür zamanla?

Gündelik Yaşantı: Dijital Bir Memurun Günü

Sabah saat 08.00’de zincire düşen yeni bir öneriyi değerlendirmekle başlıyor gün. Bir akıllı kontrat, topluluk fonlarının nasıl dağıtılacağına dair bir teklif içeriyor. Oylama başlatılmış, zaman daralıyor. Saat 10.00’da katkı puanına göre atanmış bir moderasyon görevi var. Yeni katılan üyelerin onboarding süreci yönetilecek. Öğleden sonra, sistemin eğitim modülüne birkaç saat içerik hazırlanıyor. Akşam ise forumda açılan yeni tartışmalara katılarak yönetişim puanı artırılıyor. Emeklilik yok, sabit maaş yok. Katkı varsa gelir var. Yoksa sistem seni dışlamıyor ama sana da bir şey vaat etmiyor. Tam bir dijital yurttaşlık hali.

Ekonomi Modeli: Zenginlik Neye Göre Dağıtılırdı?

Bu sistemde para basılmaz, yaratılır. Üretim karşılığı değil, katkı karşılığı zenginlik söz konusu. Çok çalışan çok kazanır mı? Evet, ama nasıl çalıştığına bağlı. Kod yazan da içerik üreten de eğitmen de sistemde değerli. Ancak değer ölçüm algoritmaları mükemmel değil; katkıyı ölçmek her zaman nesnel bir işlem olmayabilir. Peki servet birikimi mümkün mü? Elbette. Bu sistem kapitalist değil ama tamamen eşitlikçi de değil. Ödül mekanizmaları katkıyı teşvik ederken, bir süre sonra belli kişilerin öne çıkması kaçınılmaz olabilir. Yani balinalar, burada da varlıklarını sürdürebilir.

Hukuk Sistemi: Yasama, Yürütme, Yargı Koda mı Yazılır?

Yasama süreci, zincir üstünde önerilen protokoller ve oylamalarla ilerliyor. Her yasa önerisi açık, şeffaf ve topluluğun müdahalesine açık. Yürütme, akıllı kontratlarla sağlanıyor. Yetkiyi bir kişi değil, yazılım üstleniyor. Yargı ise en karmaşık mesele. Hatalı bir işlem mi oldu? Token’ların çalındığını mı düşünüyorsun? Sistemin hatalı çalıştığını mı iddia ediyorsun? Burada devreye “hakem node’lar”, yani topluluk tarafından seçilmiş bağımsız karar vericiler giriyor. Ancak bu yapının tarafsız ve etkin kalabilmesi, ciddi bir etik altyapı gerektiriyor.

Peki Bu Bir Ütopya mı?

Evet, bu modelin içinde bir ütopya parıltısı var. Ama körü körüne bir iyimserlikle yaklaşmak saflık olur. Aşırı merkeziyetsizlik, karar almayı zorlaştırıyor. Kriz anlarında insiyatif almak mümkün olmayabiliyor. Sistem dışı bir felaket yaşandığında, kimseyi sorumlu tutamamak ciddi bir zaaf. Vicdan, bu sistemin kodlarında yok. Empati ya da toplumsal hafıza gibi insani öğeler, tamamen kullanıcıların bireysel çabalarına kalmış durumda.

Ve balinalar… Eğer sistemin ilk zamanlarında yüksek katkı sunanlar, zamanla gücü tekelleştirirse ne olacak? Kapitalizmin birikim problemi burada da ortaya çıkmaz mı? Peki ya katkı sunamayanlar? Eğitim seviyesi düşük, teknik becerisi olmayan bireyler bu sisteme nasıl dahil olacak? Herkese açık görünen bu dünya, bazıları için erişilmez olabilir.

Sonuç: Her Şeye Rağmen Birlikte Düşünmek

Türkiye bugün karanlık bir dönemden geçiyor. Ama bu ülkenin gençleri, kadınları, öğrencileri, emekçileri umut olmaya devam ediyor. Bitcoin bu mücadelenin doğrudan bir parçası olmasa da, temsil ettiği fikirlerle bu toplumsal direnişin aynasında kendini gösteriyor.

Yeni dünya vatandaşlığı bir hayal değil. Devletlerin yozlaştığı, kurumların iflas ettiği bir çağda, halk yeni sistemler kurmak zorunda. Bitcoin bunun bir başlangıcı olabilir.

Ama asıl mesele şu: Adaleti, eşitliği ve özgürlüğü sadece talep etmek değil, onu kuracak yapıları da tasarlamak gerekiyor. Ve belki de geleceğin vatandaşlığı, bir sandıkta değil, bir sonraki “blok”ta yazıyor olacak.

Sonuç olarak, bu sistem ne tam bir ütopya, ne de şu anki çürümüş düzenin basit bir alternatifi. Ama bir ihtimal… Yeni bir vatandaşlık biçimi, yeni bir toplumsal sözleşme olabilir. Ancak önce, hayali kuranların kendi ahlaki protokollerini de inşa etmesi gerekir. Yoksa kodlar değil, yine insanlar yönetecek bu düzeni. Ve tarih sadece tekerrür edecek.

Subscribe to Ali Tıknazoğlu
Receive the latest updates directly to your inbox.
Nft graphic
Mint this entry as an NFT to add it to your collection.
Verification
This entry has been permanently stored onchain and signed by its creator.
More from Ali Tıknazoğlu

Skeleton

Skeleton

Skeleton